“Dönen dünyanın dingin noktasında. Ne ten ne de tensiz;
Ne bir yerden ne de bir yere; dingin noktada, oradadır o dans,
Fakat ne tutuluştur ne de devinim. Ve süreklilik deme buna,
Geçmiş ve geleceğin toplandığı yer. Ne bir yerden devinim ne de bir yere,
Ne yükseliş ne de çöküş. O noktayı saymazsak, o dingin noktayı,
Dans olamazdı, ve sadece o dans var.” – T. S. Eliot – 4 Quartet
T. S. Eliot’un şiirinden olan bu dizeler bize mandala deneyimini çok güzel anlatır. Biz bir kupaya mı bakıyoruz yoksa birbirine dönük iki yüze mi bakıyoruz? Geştalt psikolojisinde oldukça ünlü olan bu imge, bize bir ön plan bir de arka plan olduğunu söyler. Bilinçli olarak odağımız gördüğümüzdedir, yani ön plandadır. İlk olarak gördüğünüz şey her neyse, o şey her tür haritanın yorumunda kullanılan astrolojinin canlı sembolik dilini temsil eder. Fakat farklı bir gözle bakarsak, arka plan netleşir ve orada da en az ön plan kadar önemli bir şey olduğunu keşfederiz. Bu sözsüz bir dildir, bilindışıdır fakat her zaman arka planda durur. Haritanın mandalası da başlı başına grafiksel bir resimdir.
Batı astrolojisinde ilk olarak Dane Rudhyar astroloji ve mandala arasındaki bağlantıyı inceleyen “The Astrological Mandala” (Astrolojik Mandala) adında bir kitap yazdı. Astrolojik mandala zodyaktaki her derecenin bir arketipsel resim (Sabian Sembolü) tarafından temsil edildiği bir metottan oluşur. Bu sembollerin resimleri 1925 yılında medyum Elsie Wheeler aracılığıyla aktarılmış ve Marc Edmund Jones tarafından sistematik olarak kaydedilmiştir. “Sabian” sözcüğü Hermes Trismesgistus’un felsefi geleneğinin beşiğini oluşturmuş, bir Ortadoğu (Türkiye/Suriye) kavminin isminden gelmektedir. Bu kavim aynı zamanda Pisagor’un fikirlerine dayalı olarak astrolojiyi uygulamış bir kavimdir. Jones ile arkadaş olan Dane Rudhyar, kendi holistik astrolojik yaklaşamıyla bağlantılı olarak astrolojik mandalanın anlamını araştırmaya karar verdi ve her sembolün, insan varoluşundaki kritik bir evreye denk gelen arketipsel bir önemi olduğunu keşfetti. Bu 360 tane arketipsel sembol, karşılıklı ve döngüsel bir karaktere sahip. Dane Rudhyar bulgularını Astrolojik Mandala kitabında paylaştı.
Dünyada her formda görülen mandalalar, bize evrendeki ve insandaki kutsal olanı hatırlatır. Sanskritçe Çember anlamına gelen mandalanın temel yapısı oldukça basittir. Bu bir çemberdir ve bu çemberin, dairenin çevresi, merkezi gibi belirli özellikleri vardır. Mandala sözcüğü, belirli bir ritüeli, uygulamayı ya da büyük bir Öğretmenin veya Mistiğin “yerini” ifade eden kutsal bir çember olarak da tanımlanır.
İster Batı ister Doğu astrolojisini kullanalım, her harita (yuvarlak, dikdörtgen ya da elmas şeklinde) döngüsel ve daireseldir. Daire, onun bölünümleri ve zodyağın tekrarlayan döngüleri astrolojinin temel noktasıdır. Astrolojik haritalar zodyak çemberinden oluşur. Çember başlı başına insanoğlu için birçok sembolik anlam ifade eder. Herşeyden önce çember bir idealdir, çünkü doğada mükemmel çember nadiren vardır. Fakat bu ideal çember fikri, bizim doğayı gözlemleyerek yaratmamıza ve hatta insanoğlunun bilimsel buluşlar yapmasına olanak sağlamıştır. Örneğin tüm zamanların en önemli icatlarından birisi tekerlektir. Tıpkı bir tekerlek gibi, yaşam döngüler halinde, doğumdan ölüme kadar devam eder. Bu yüzden haritadaki burçların döngüleri oldukça güçlü arketipsel enerjilerdir. Çünkü çember (Harita) ne eksik ne fazla kendi içinde bir bütündür ve dışarıdan hiç bir şeye ihtiyacı yoktur. Bu gerçeğe dayanarak çemberin ne başlangıcı ne de sonu vardır, bu açıdan birliği, tamlığı ve sonsuzluğu temsil eder.
Jung bunu şu şekilde ifade eder:
“kişiliğin merkezi, psişenin merkez noktası herşey ile bağlantılıdır, herşey bu merkeze göre düzenlenir ve burası enerjinin merkezidir. Merkez noktasının enerjisi neredeyse karşı konulamaz bir şekilde her ne ise o olmak için zorlayıcı bir dürtü hisseder; bu her organizmanın, koşullar nasıl olursa olsun, kendi karakteristiğine uygun halin gelmek istemesine benzer.”
Jung özel ve profesyonel yaşamında mandalalar ile çalışmıştır. Jung mandalanın “Tamlığın Arketipi” olduğunu söyler ve bunu “özbenlik” kavramı ile ilişkilendirir.
Bu kutsal çember her yerdedir, Güneş, Ay, bir çiçek, bir yüz veya göz…Mandala imgeleri rüyalarda, sanatsal çalışmalarda “benliğin merkezi” olarak spontane olarak görülür. Rüyalarda mandalalar bir çok şekilde görülebilir. Örneğin bir çiçek, bir kuyu, bir köyün ya da şehrin merkezi ya da meydanı gibi…Bir rüya şu şekilde bşalayabilir: “Büyük Merkezi bir istasyondayım” ya da “Ormanda bir kuyunun başındayım” Bunun gibi bir rüya, rüyayı gören kişinin, kendi psişesinin (kişiliğinin) ortasında sımsıkı sabitlendiğini gösterir.
Çember konsantrik (eş merkezli) yapılarak detaylandırılabilir ya da bir haç gibi ya da kare gibi, çeyrek dairelere (dört köşeye) bölünebilir. Dışarıdan ya da içerinden dörde bölünen çember klasik mandala formudur. Zıtlıkların ilişkisini gösterir: zamanı, mekanı aşan ve sonsuz tamlığın sembolü çember, dörte bölünerek zamana ve mekana sabitlenir. Bir doğum haritasında bu dörde bölünümün oluşturduğu “Dört köşe noktası” Dünya’nın, yani maddesel tezahürün simgesidir. Dolayısıyla bir doğrum haritası da zodyak çemberi ve dört köşe noktasıyla birlikte maddesel alemde tezahür etmiş potansiyellerin mükemmel bütünlüğünün simgesidir. Zamana dayanarak, bu Köşe Noktaları, ekinoks ve soltist noktalarını gösteren bir yıllık mevsimsel bir döngüdür. (Resim 1) Mevsimler bir yıllık döngüyü yani çemberi dörde böler. Mevsimleri gösteren bu çeyrek daireler kendi aralarında üçe bölünür ve bir mevsimin başlamasını, sabitlenmesini ve sona ermesini temsil eder.
Resim 1: Çemberin Mevsimlere göre Bölünümü
Dünyanın günlük turu ise haritadaki yaşam alanları olarak adlandırdığımız “Evleri” oluşturur. Günlük döngüye göre doğum haritasına bakığımızda ise bu harita günün ikiye bölünümünü (Gündüz-Gece) ve günün bölümlerini (Sabah- Öğlen- Akşam–Gece yarısı) gösteren bir saattir. (Resim 2) Varoluşun Döngüsü – gündüz ve gece, mevsimler – bu çemberde sabitlenir. Mekana dayanarak ise, bunlar dört yönü gösterir, yani bir pusuladır. (Resim 3) Bu hacın dört yönü, durmadan hareket eden, başlangıcı ve sonu olmayan bu daireyi sabitler. Buradan yola çıkarak, bu kutsal çember milyonlarca şekilde detaylandırılır.
Resim 2: Dört Yön (Pusula olarak Çember)
Resim 3: Günün Bölünümü (Saat olarak Çember)
Batı astrolojik haritası bariz bir mandaladır. Resimde gösterildiği gibi çemberin dörde bölünümü temel yapısını oluşturur. Doğum haritası, çemberin sonsuzluğu tarafından sembolize edilen tek bir “bütünden” nasıl gelip bireyleştiğimizi –yatay/dikey eksenlerle ve sonrasında evlerle detaylandırarak – betimleyen bir grafiktir. Bu yüzden yeryüzündeki varoluşumuz bir mandalanın içerisindedir, burası bizim kendi “kutsal” çemberimiz, yapımız gibidir. Bu astrolojik çember, sonsuzluğun zaman ve mekan içindeki tezahürünü, insan ruhunun bedenlenmesini simgeler. Bu açıdan bir doğum haritasını yorumlamak da, kişisel bir mandalayı yorumlamak gibidir.
Gözde Kara
Kaynaklar:
*Astroloji Dersleri, Barış İlhan
*The Inner Life of the Astrological Mandala: Macrocosm and Microcosmos, Claudia Bader
*An Astrological Mandala: The Cycle of Transformations and Its 360 Symbolic Phases, Dane Rudhyar