27 Kasım’da Yay’daki Güneş ile Koç’taki Kayron (Chiron) arasındaki üçgen açı kesinleşiyor. Mitolojik olarak Kayron, kendi yarasını iyileştirememesine rağmen, başkalarının yaralarını iyileştiren bir şifacıdır ve insanları olaylara hazırlayan, onları eğiten bir akıl hocası ve öğretmendir. Hikayede kendi acısına daha fazla dayanamaz ve kendi ölümsüzlüğünü, Prometheus’un ölümlülüğüyle değiştirerek onu feda eder. Kayron, bu anlamda bir insan olarak savunmasız ve yaralanabilir olmakla, yani ‘insani sınırları’ kabullenmekle ilgilidir. Ne kadar sarılmaya çalışılsa da, içeride kapanmayan bir yara, kişiye zarar veren ve yıkıcı olabilecek saplantılı bir davranışa yol açar. Tüm çabalarına rağmen, bir türlü dolmayan bir boşluğu doldurmaya çalışıyor gibidir. Kendimizde ‘talimli’ olduğumuz bir acıyı başkalarında tanıyıp onlara yardımcı olabilsek de, kendimizinkini iyileştiremeyiz. İyileştirmenin yoluysa, tüm gücümüzü ve enerjimizi vererek kapatmaya ve başkalarına göstermemeye çalıştığımız bu konuyu, öncelikle kabullenmektir. Bu da tıpkı, hikayedeki gibi ölümsüz/sarsılmaz olduğumuz algısını yıkarak, ‘insani’ bir seviyeye inmeyi, acıyı inkar etmeyi bırakıp ona sahip çıkmayı ve kendi hikayesine ‘gerçekçi’ bir pencereden bakmayı gerektirir. Astrolog Liz Greene, bir makalesinde, Kayron’un sembolizminin iki şekilde tezahür ettiğini söyler. Ya özyıkıcı davranarak kendini cezalandırmak ya da başkalarına karşı yıkıcı davranarak onları cezalandırmak. Kişi kendi ızdırabının bedelini, başkalarının mutluluğunu ve yaşam gücünü ellerinden almaya çalışarak da ödetebilir. Bu yüzden Greene’e göre, buna verilecek en güzel cevapsa, kişinin öncelikle kendisine sonra da başkalarına göstermesi gereken bir merhamet, empati ve kabullenicilik duygusudur.
Yay’daki Güneş ve Koç’taki Kayron arasındaki bu üçgen açı, ‘özümüze’, kimliğimize, kişisel amaçlarımıza ve isteklerimize göre mi ilerliyoruz, yaratıcılığımızı ve yaşam gücümüzü bizim için anlamlı/önemli olan konulara mı odaklıyoruz yoksa kendi aleyhimize olacak şekilde mi davranıyoruz, isteklerimizi ve bizim için nelerin önemli olduğunu başkalarına yeterince ifade ediyor muyuz, kendi amaçlarımızı/isteklerimizi destekleyen veya köstekleyen unsurlar neler, yaşam gücümüzü sömüren ve bizi geriye çeken unsurlar neler, özgürlüğü ve kişisel gücü sabote eden şeyler neler, gibi sorulara cevap bulmaya yöneltebilir. Tabiki konu Kayron olunca, sadece dışarıya bakarak cevap bulmak mümkün değil; merceği kendimize de tutmamız gerekiyor. Güneş, aynı zamanda yaşamdaki eril figürleri, otoriteyi ve organizasyonu da temsil ediyor. Bu kişilerden destek ve yardım almamız mümkün olabileceği gibi, yaşamı etkin bir şekilde organize etmek ve işleri yoluna koymak konusunda da kendimizi daha aktif ve enerjik hissedebiliriz. Güneş, ‘görülmeyi’ ve parlamayı da sembolize ettiğinden, bu açı etkinken özellikle içimize attığımız ve bizi rahatsızlık veren bir konunun ‘görülmesine’ ve ortaya çıkamasına izin verebiliriz çünkü bu açı ifade ettikçe ve anlattıkça iyileşeceğimize işaret ediyor…
Gözde Kara
Kaynaklar:
*Wounding and the Will to Live, Liz Greene